Kullanıcı adı Şifre Üye ol
 ARAŞTIRMADA YÖNTEM
 ÖLÇME
 ANALİZ YÖNTEMLERİ
 OAF
 T-testi
 ANOVA
 ANCOVA
 MANOVA
 MANCOVA
 Korelasyon
 Regresyon
 Faktör Analizi
 YEM
 HLM
 ANALİZ STRATEJİLERİ
 AKADEMİK DANIŞMANLIK

.:Site Hakkında:.

Yöntem sorunu, yüzyıllardan beri insanoğlunun bilgi edinme çabasında en temel konulardan birisi olagelmiştir. Bilginin niteliği ve elde edilebilirliğine doğrudan etkisi olan bu tartışmalar sonucunda çağdaş bilimsel araştırmaların temel olarak Viyana çevresi filozoflarının etkisiyle doğrulayıcılık (verificationism) mantığına uygun bir şekilde gerçekleştirildiği görülmektedir. Viyana çevresi filozoflarından A. J. Ayer ile oldukça önem kazanan bu anlayışa göre, bir önermenin bilimsel bir önerme olabilmesi için veri tarafından doğrulanabilir olması gerekmektedir. Felsefi görüşlerin metafizik öğelerden arındırılabilmesi için en önemli koşul olarak görülen doğrulayıcılık, K. Popper tarafından eksik olarak nitelendirilmiş ve bilimsel önermelerin metafizik öğelerden arındırılabilmesinin temel koşulunun o önermelerin yanlışlanabilir (falsifiability) olması gerektiği vurgulanmıştır. Buna göre, bir önermenin bilimsel olabilmesi için, o önermenin hangi durumlarda yanlış kabul edilebileceğinin de net bir şekilde belirtilmiş olması gerekir. Örneğin psikolojinin en köklü kuramlarından olan psikanalizin bilinçdışı anlayışı ve tanımı, bu olgunun doğrulanmasına her koşulda izin vermesine rağmen, yanlışlanması çoğu durumda imkânsız gibi görünmektedir. Dolayısıyla, bilimsel araştırma süreçlerinde sadece kanıtları ileri sürerek olguları doğrulamak ve bilgi iddiasında bulunmak yeterli görünmemektedir.

Bu iki ögenin çağdaş bilimsel araştırmalarda en temel iki özellik olarak yan yana bulunduğunu görebiliriz. Her iki anlayışın temel varsayımı, uyuşuma dayalı bilgi teorisine (correspondance theory of truth) dayalı olduğunu görüyoruz. Uzun zaman boyunca bilim felsefecileri ve motodolojistler bilginin bir temel gerçeklik üzerine kurulu olduğunu ve olması gerektiğini düşündüler. Bu iki ilkenin de sonuç olarak mutlak gerçekliğin varlığına dair güçlü bir inancı ön koşul olarak koyması gerekmektedir. Ancak 20. yüzyılın en önemli filozoflarından birisi olan T. Kuhn, gerçekliğe ilişkin temel görüş ve teorilerin aslında bilim insanları arasındaki bir dizi önkabulün paylaşımından başka bir şey olamayacağına ilişkin oldukça güçlü bir iddia ortaya atmıştır. Buna göre, bilimsel arenada bir teorinin kabul edilip edilmemesi, o teorinin varolan uzlaşıya ne kadar uygun olup olmamasına bağlıdır. Bu görüş doğrultusunda, aslında bilimsel bilgi iddialarının ancak bir dizi ön kabulün varlığına dayalı olduğunu görüyoruz.

Kişisel görüşüme göre, Türkiye'de her zaman varolan temel sorunlardan birisi bilim insanlarının Batı kaynaklı bilimsel teorileri okurken veya öğrencilerine aktarırken sanki onların "gerçeğin" birer yansımasıymış gibi davranmalarıdır. Bunun da gerisinde, uyuşuma dayalı bilgi anlayışının çok etkisi olduğuna inanıyorum. Bilimsel faaliyetlerin, uyuşum değil de uzlaşıma dayalı bir alan içerisinde yer aldıklarını düşündüğümüzde, her teorinin gerçeğin bir yansıması değil, sadece onun bir yorumu olduğunu görebiliriz ve bu anlamda da her teoriye yapılabilecek bir katkı olduğu umudumuz devam eder. Hatta bu katkılar bir süre sonra o teorinin, yerini bir başkasına bırakmasına kadar gider. Kuhn'un da bilimsel devrimlerden kastettiği bir anlamda budur. Genç bir yüksek lisans öğrencisiyken, bir doktora dersine katılmıştım ve orada psikoloji alanındaki önemli kuramlardan birisi işleniyordu. Ben, teoriyi ortaya atan kişinin bir görüşünü eleştirmek istediğimde rahatsızlık duyulduğunu görmüştüm ve bana söylenen şey: "Bunun eleştirilecek bir tarafı yok, teoriyi ortaya atan kişi öyle olduğunu söylüyor, bunun neyini tartışacağız" şeklindeydi.

Bu şekilde bir anlayışa sahip olunduğu sürece bilime katkı yapmak pek olası görünmemektedir. Oysaki bilimsel araştırmada asıl olan şey, bana göre, mutlak bilgiye ulaşmaktan çok, varolan bilgiyi yorumlamaktır. O zaman bilimsel arenaya az ya da çok katkı yapabileceğimize olan inanç devam edebilir. Aksi taktirde, çok sık karşılaştığım, "Adamlar zaten her şeyi bulmuşlar, bunun üzerine ne koyabiliriz ki" şeklinde bir anlayış hakim olacaktır. Oysa ki özellikle sosyal bilimlerde eleştirel bir bakışla baktığınız zaman, bir çok bilgi ve teorinin aslında bir yaratıcılık ürünü olduğunu ve temelde Nietzsche'nin "Gerçek yoktur, yalnızca yorumlar vardır (There is no truth, only interpretations)" "yorumuna" uyduğunu görürsünüz.
                                                                                                            Her Hakkı Saklıdır YEMNET © 2008 Tasarım canefe